Demokrasinin Turnusolu Olarak Darbenin Kazananı

Mısır’da 2011 devrimini Tahrir’de canlı yayında izlemiştik.

O direnişle Mübarek’in 30 yıllık rejimin sonu gelmişti ve başta Mısır olmak üzere tüm komşularını ve Ortadoğu’yu yeni bir gelecek bekliyordu. Son günlerde tüm dünyanın canlı olarak izlediği ‘darbe’ ile Mısır’da demokrasinin baskıcı rejimlerden çok daha kısa ömürlü olduğunu görmüş olduk. Daha ilginci 30 yıllık baskı rejimine reva görülen son ile halkın yarısından fazlasının oyunu almış bir iktidara uygun görülen son aynı oldu. bu açıdan baktığımızda 30 yıllık baskıcı rejime karşı gerçekleşen halk hareketlerinin görevinde başarılı olamamış seçilmiş bir cumhurbaşkanına karşı yapılan gösteriler ve darbe ile aradaki önemli bir farklılık olduğu gerçeğini gözden kaçırıyor olmamız. Mısır toplumunun devrimin asıl amacından sapacağını sanmak çok da doğru olmayacaktır.

 

Bir yıllık bir demokrasi deneyiminin sonucu bu ama yerleşik demokrasileri ile batı dünyasının Mısır halkının tercihlerine ve darbeye karşı durmayı bırakın darbe olarak bile tanımlayamamış olmaları da batı dünyasının demokrasi algısının nerede durduğuna net bir göstergedir. Batı’nın demokrasisi kendinedir ve ilkesel bir duruş değil sıradan bir davranış kalıbıdır. Bu açından bakınca Mısır’ın özgürlüğünden çok kendi çıkarlarını önemsemeleri garip görünmüyor. Onları anlamak kolay.

Ama bizde hem yerleşik bir demokrasi hem de yüklü bir darbe kültürü mevcut. Yani bizim için Mısır’da karşı duruşa verilen tepkilerin demokrasinin turnusolu olması da kaçınılmaz. Mursi’nin ve iktidarın İslamcılığından tutun da İhvanın ekonomiyi yönetmedeki başarısızlığı bahane edilerek darbe güzellemesi yapılması da bu anlamda çok anlaşılamaz bir durum değil. Türkiye’de ana muhalefet partisinin yaşanmış tüm darbelere verdiği kurumsal destek bize Mısır darbesi konusunda da sağlam bir duruş sergileyemeyeceklerinin ip uçlarını verecektir. Zaten bir çokları da Mısır’da ordunun seçilmiş cumhurbaşkanına yaptıkları darbeyi savunmaktan da geri kalmadı. Tabi ki gerekçeleri de sıralayarak. Bunlar net olarak demokrasilerde darbenin de gerekçeleri olabilir yani darbeler demokrasinin içindedir mesajından başka bir şey değildi doğrusu. Ana muhalefet partisinin bu konuda sabıkası çok malesef o anlamda üzerinde durulacak ilkesel bir tutum sergileyememiş olmaların temel nedenlerinden biri de öyle anlaşılıyor ki Mısır’ın dindar bir cumhurbaşkanı tarafından yönetiliyor olması.

İnsaf siyaset dilimizde pek önemli bir yer işgal etmiyor.belki de sadece biz de böyle değildir. Kurumsal anlamda demokrasi adına hiçbir yerleşik kültürü olmayan Mısır’da sadece bir yıl süren bir iktidarın çalışmalarına bakarak darbe ilkelliğine kılıf uydurmaya çalışmak epeyce acınası bir durum sergiliyor.

Mısır devrimi başta batılı güçler ve ortadoğu’lu komşular tarafından pek hoş karşılanmamıştı. Zira Mısır’ın başarısı Arap ligi için bir örnek teşkil edecek ve müslüman kardeşlerin tüm ortadoğunda eli güçlenecekti. Mısır’ın seçilmiş iktidarının Türkiye ve Katar dışında yanlız bırakılmış olmasının temelde nedeni bu. Toplumsal değişimleri kontrol altında tutmak imkanzız ama toplumsal muhalefetten ve halk hareketlerinden mutlaka dersler çıkarmak gerekiyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun biraz da Mısır darbesine selam çakmak için vurguladığı ‘demokrasi sadece sandık değildir’ sözü birçokları için temel bir anlayışı ifade edebilir ama sadece yeni bir sandık sonucu başka bir sandık sonucunu değiştirebilir. Mısır’da da öyle olmalıydı.

Mısır’da halkın epeyce inatçı bir karşı duruşunu izliyoruz. Mısır’da kendi tarihinin aktif katılımcısı olan bir toplum yaşıyor aslında bu konuda bizden epeyce farklılar. Bizim darbe pratiğimizden farklı olarak darbenin nasıl kotarıldığı kısa bir süre içinde anlaşıldı. 12 eylülde bir anda duran sokak olaylarının arkasında kimlerin olduğunu anlamamız epeyce zaman almıştı. Mursi’nin başarısızlığının sembollerinden biri olan akaryakıt sıkıntısı benzin istasyonlarının aynı zamanda sahibi de olan ordu güçlerinin anlık dokunuşuyla çözülmüş oldu. Yani darbeye gerekçe edilen başarısızlıkların hemen hepsinde darbeyi yapanların payı vardı. Darbeciler şartları olgunlaştırmak için çok çalışmış olmalılar ama sanıyorum ki rejimi fabrika ayarlarına geri döndürme çabalarında ihvan’ın günlerce sürecek protestolarını tahmin etmemişlerdi

Bunca zamandır tüm medya organlarında Mısır’la ilgili söylenmeyen hemen hiçbir şey kalmadı diyebiliriz. Mısır’ı eskisinden daha iyi tanıyoruz artık. Aslında bize ne kadar benzediğini ne kadar bizden olduklarını da anlamak güç değil . Bu gelişmeler ışığı bize darbesever potansiyelimiz ne kadar da yüksek olduğunu göstermiş oldu. Mısır darbesi konusunda duruşumuz demokrasi adına bir turnusol olma özelliğine sahip. Ama hepimizin bildiği bir gerçektir bizler duygusal insanlarız ve genel siyaset üzerinde yorumlarımız da bu değer oldukça ön planda gerçekleşmektedir. Bu noktada Türkiye’den bakarak Mısır’ı yorumlamak kendi içinde önemli problemleri de taşıyor.

Geçenlerde eski bir Chp ilçe başkanının Mısır’daki olaylarla ilgili yorumunu okudum . Mısır gerçeğini darbe olarak yorumlama konusunda utangaç davrananlar olduğu gibi açıkça darbe savunucuları da mevcut. Bu devirde darbe savunuculuğunun ahlakiliğini bir yana bırakarak yaşanan olayları temelde islamcılara karşı darbecilerin desteklenmesi teorisi üzerine yorumlamanın özetle Mısır toplumuna dair ufakta olsa bir bilgi kırıntısına sahip olmamakla ilgili olduğunu sanıyorum. Oysa ki basit bir okumayla Mısır’da liberallerin bile İslamdan pek kopuk olmadığını anlamak pek zor olmaz. Özetle diyebiliriz ki bizim dindarlarımız bile laik modeli savunurken Mısır’da şeriat herşeydir.  Darbenin şeriatçılara karşı yapıldığı tarzı cehalet kokan yorumları dikkate almıyorum bile. Mısır’da Hüsnü Mubarek, Muhammed Mursi’ye göre çok daha katı şeriatçı bir liderdi. Müslüman kardeşleri susturup darbenin meşruiyetini sağlama konusunda desteği yitiren ordu’nun bu desteği güçlendirmek adına selefi gruplarla pazarlık masasına oturmuş olması bile eskisine göre çok daha katı islamcı bir anayasaya hazır olmamız gerektiğinin bir göstergesi.  Yani dindar Mısır ordusu koyu islamcı selefilerle flört halinde. Bu bile Mısır darbesinin islamcılara karşı yapılmadığı siyasal islamcılığın Mısır’ın sorunu değil gerçeği olduğunu gösteriyor.

 

Birinci dünya savaşından beri Ortadoğu aynı güçlerin savaş meydanları olmaya devam ediyor. Biz daha darbenin darbe olup olmadığı konusunda fikir birliği ve demokratik bir duruş sergileyemezken Türkiye’siz Ortadoğu cetvelle çizilmeye devam ediyor. Ama halkın önünde hiçbir güç duramaz. Ok yaydan çıkmıştır ve asla geri dönüşü de olmayacak. tüm bu gerçekler eşliğinde darbenin kazananı İhvan ve Arap liginin yeni lideri Mursi’dir..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>