Kent Markalaşmasına giriş. Dursun Mirza’nın Projeleri Bandırma’yı “marka kent” yapar mı?

Dursun Mirza MArka Kent

Hürriyet gazetesinde yer alan haberden alıntı yapalım: “Bandırma’da yeni sosyal alanlar oluşturma amacında olduklarının altını çizen Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza Bandırma’nın Eskişehir gibi “marka kent” olması yönünde tüm şartların oluşmaya başladığını ifade etti. Bandırma yeni projelerle öne çıkmaya başladığını anlatan Belediye Başkanı Dursun Mirza, “Marka Kent olmak için projeleri tek tek devreye sokacağız” dedi. ”

Belediye başkanı kentin Ceo’sudur.

Belediye başkanımız da Bandırma’yı Eskişehir gibi marka yapacak projeler geliştirdiklerini söylemiş.

Öncelikle marka nedir, kent markalaşması nedir diye tanım yapmak gerek sanırım.

Sonra da tanınan her şehir marka şehir midir diye sorabiliriz?

Şehir bir yerleşim birimidir.

Kentlerin markalaşmasında temel amaç, kente dışarıdan  para ya da kaynak çekebilmek için  yine kent olanaklarını ve potansiyelini dışarıya tanıtma uğraşısıdır.

Kent markası; bireylerin o şehrin ismini duyduklarında düşündüklerinin toplamıdır.

Her ne kadar pek farkında olmasak da şehirler aslında bir üründür. Kent markası yaratma üzerine üretilen tüm içerikler de temelde bir ürün olan şehrin markalaşması üzerine odaklanır.

Eskişehir marka kent midir? Ya da sayın başkan daha fazla ödeyerek Eskişehir markasını satın almak yani bu şehirde yaşamak ister miydi önce bu detaylardan başlamak gerekir sanırım.

Ya da Eskişehir’i eğer öyleyse marka kent yapan büyük projeleri midir?

Kent markası, bir kentin sahip olduğu değerleri ile tarihi, kültürel ve doğal özelliklerini bütünleştirerek ve diğer  şehirlerle olan farklılıklarını ayırt etmek amacıyla kendine özgü bir sembolle destekleyerek yaşama geçirdiği bir tanıtım projesidir.

Bu açıdan da bakarsak Eskişehir’in Ankara’dan daha marka bir kent olduğunu söylemeye pek olanak yoktur. Dahası Bandırma’nın eğer markalaşacaksa Eskişehir örneğinin üzerinden gitme şansı da yoktur. Aslında kalitesiz ürünlerin marka haline gelmesini düşünmek ne kadar zorsa yaşam kalitesinin düşük olduğu bir kentin de marka kent haline gelmesi o derece zordur.

Marka olmak derdindeki bir şehir, kentte yaşayan bireylerle ve kenti ziyaret edenlerle sadece kentsel kolaylıklar açısından ilişki kuramaz böyle olsaydı dünyada daha küçük kentlerin (Örneğin başkanın yapmayı planladığı projelere sahip olma şansı olmayan) marka olma şansı olmazdı. Liman avm ve üst katta nefis köfte yapan restoranlar ya da başkanın devasa projeleri şehirdeki insanlara bazı kolaylıklar sağlayabilir. Ama bu, bir kenti diğerlerinden farklı ve özgün yapmaz. Bir şehri farklı yapan unsurlar, insanların şehirle duygusal düzeyde ilişkiler kurmalarını sağlayan şeylerdir. Tabi başkan devasa binalar dikerek bu duygusallığı sağlayabileceğine inanıyorsa onu bilemeyiz.

Kent kimliği o kentin “ruhudur”

Marka kent olmak daha çekici olmaktır. Ve markalaşma farklılaşmadır.

Daha büyük sanayi daha çok turist kentin marka olduğu anlamına gelmez. Antalya her yıl turist sayısı bakımından ilk ona girebilir fakat bu Antalya’nın marka kent olduğu anlamına gelmez. Dolayısı ile daha kalabalık nüfus ve zenginlik de bir şehri kendiliğinden marka kent yapamaz.

Bu arada bahsettiğimiz , iki üniversitesi olan bir kent, dünyada içerisinden bir akarsu, çay geçen nadir kentlerden biri, Bizans’ı Roma’yı ve daha eskisini görmüş, çok sağlam bir sanayisi ve başarılı bir alt yapısı var. Her noktasından tarih fışkırıyor diyebiliriz. Nasrettin Hoca da Eskişehirli Yunus Emre de.

Her kent marka kent olmak zorunda değildir. Zaten olamaz da deniz kenarında olmak, sanayinin gelişmiş olması da markalaşma açısında her zaman bir avantaj sağlamaz diyebiliriz. Kentler daha güçlü bir ekonomi ve rekabet avantajı sağlamak için marka olmak isterler. Marka kentlerde ürün ve hizmetler daha yüksek bedellerle satılırlar.

Markaların bireylerde uyandırdıkları bir takım duygular vardır. Markalar bireyler için bir şeyler vaat eder.

Bir kent öncelikle içerisinde yaşayan bireyler için markalaşmalıdır.

Kent nüfusuna kayıtlı bireylerin mutlu olmadığı bir şehir başkaları için olumlu bir vaatte bulunamaz. Seçim dönemi projeleri de bu vaadi her zaman üst seviyeye çıkaramaz.

Birey birey yaşadığınız kentte insana duyulan saygıyı göz önüne getirin. Bu kurumsal bir kent kültürünün gelişmesine de olumlu katkı sağlayacaktır.

Mesela yaşadığınız kentte imar faaliyetleri vatandaşların istekleri doğrultusunda mı yapılıyor?

Son beş yılda kente çakılan kalıcı çivilerde ortalama vatandaşın katkısı ne oldu?

Ya da kenti yönetenler kenti kentlilere rağmen mi yönetiyor?

Bandırma’yı marka kent yapacağı söylenen projelerden bir tanesi bile Bandırmalılara sunulup fikirleri alınmış mıdır?

Özetle Bandırma Eskişehir ya da ülkenin herhangi bir yerinden bu tarafa bakanlar için değil öncelikle Bandırmalılar için markalaşmalıdır ki bu kentte yaşadığımız deneyimleri büyük kentlerde yaşamaya giden torunlarımıza anlatmak zorunda kalmayalım.

Küresel köyde  “iyi mal kendini satar” ibaresinin artık gerçeklik taşımadığı aşikar.

Üretim bantlarının son sürat çalıştığı ve hemen hemen tüm ürünlerin birbirine benzediği bir dönemde marka’nın “daha iyi ürün ve hizmetten” fazlasını vaat ettiği de bir gerçektir.

yani daha iyi projeler, daha iyi alt yapı tek başına ne markalaşmaya  destek olur ne de kentin misafirlerine vaadini üst düzeye çıkarabilir.

Kentler başka kentlerle rekabet halindedir.

Bandırma da kopya projelerle değil özgün hedeflerle markalaşma projesine dahil olmalıdır. Hemen söyleyelim beton yığınları bu hedefe pek katkı sağlamaz.

Coğrafi olarak avantaja sahip her şehir kendi kaynaklarıyla büyümeyi başarabilir.

Yaşadığımız şehir de bu avantajlara sahiptir.

Eğer bir kentten söz edilince kente ait bir kültür, bir yapı, bir sosyolojik durum, bir organizasyon benzeri bir şey akla geliyorsa o kentte markadan söz edilebilir.

Marka Kent olmak için şehrin faklılığını bulmanız ve ona bir hikaye ile kurumsal bir kimlik kazandırmanız gerekir. Yani kent markalaşması öncelikle bu kararın verilmesiyle başlar. Yani Marka Kent olmak için projeleri tek tek devreye sokmanız tek başına yeterli değildir.

Büyük parklar, geniş caddeler, alışveriş merkezleri kente günübirlik gelen ziyaretçiler için yanı turizm satışları için olumlu bir araç olabilir ama bu markalaşma anlamında eğer elinizde bu yönde alınmış bir karar ve strateji yoksa fayda sağlamaz. Kent markalama stratejilerinde sürdürülebilir olmak  ve stratejiye bağlı kalmak kaçınılmazdır. Eskişehir örneğinde olduğu gibi bir kenti başka bir kent üzerinden tanımlama o iki kente de haksızlıktır. Kentin markalaşma süreci belediye başkanının ya da belediyenin kendi başına yürütebileceği bir süreç değildir.Marka olmak bir şehirde yaşayan tüm bireylerin gündemi olmalıdır.

Ama kent konseyi seçimlerini bile yılan hikayesine çevirmiş bir şehir idaresinden belki de yıllar alacak bir strateji markalaşma planının parçası olmasını beklemek anlamsız olur.

Sonraki yazıda Bandırma’nın marka kent olması için atılması gereken adımları kaleme alacağım. Bakarsınız kentin ürettiği fikri değerlerden faydalanmak isteyen birileri çıkar..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>