Marka olmak küresel sisteme entegre olmaktır.

Stratejik kent yönetimi önemsemek gerekir.

Öncelikle bir şekilde dayatılan ekosistemin içerisinde kalmak zorundayız.

Tarih boyunca büyük devrimci mücadeleleri göze almak bile bu sistemden çıkmaya yetmemiş.

Küresel sisteme rağmen ya da küresel sistemle birlikte hareket etmek yine bu sistemin içinde mümkün.

Yani kaçışımız yok.

Bu satırların yazarı kendini yıllardır iflah olmaz bir küreselleşme taraftarı olarak olarak tanımlar.

Bu ekosisteme karşı olmak şöyle dursun piyasa medeniyetini önemseyen biriyim.

Bir şeylerin üretilip satıldığı

İnsanların cebinde para taşıdığı sürece

Ya da para temel değiş tokuş aracı olduğu sürece

Piyasa kültürü kaçınılmaz.

Aslında paraya da tek başına ihtiyacımız yok.

Ekonomik sistemi Trampa usulü ile de yaşatıyor olsak

Piyasa yaşayacak.

 

Konuyu dağıtmayalım.

Konumuz kentler ve marka

Son yüz yılda başaramadığımız iki temel projeden biridir

Kentleşme.

Diğeri de tartışmasız eğitim.

 

Ve marka ile ilgili değeri önemsemek adına

Marka değeri ve marka bilinirliği açısından oluşturacağımız değerde tüm sivil toplum örgütleri kadar sıradan yurttaşların da katılımı ile sağlanacak ortak bir kültür ve uzlaşının önemsenmesi gerekmektedir.

 

Zaten ortak aklın olmadığı yerde ortak değerler de olmayacaktır.

Öncelikle dikkate alınması gereken de bu sürecin oldukça dinamik ve yaşayan bir süreç olduğudur.

Örneğin içinde gençlerin olmadığı bir strateji “marka” gibi günümüz alışveriş medeniyetinin anahtarı olan bir değeri görmezden gelmek demektir.

Sadece katılım yetmez tabi ki aracısızlık da önemli. Yine demokratik değerlerin ön planda olduğu ve geliştiği dünya sistemi içerisinde. Markaya ait temel yapıtaşları bilinirlik ve tüketim dengesi üzerinde yürüyecektir.

 

Daha önce bu konuda yapılmış birkaç çalışmaya katılma şansı yakalamıştım.

Üzerinde uzun yıllar konuşmuş olsak da şehirleri diğerlerinden ön plana çıkaracak bir takım avantajları genel olarak coğrafi konumlarından alıyorlar.

Şehirde Spor, Sanayi ve Üniversite şehri olmanın çok önemli avantajlara sahip olduğunu düşünebiliriz.

 

Aslında neyi marka haline getireceğimizden çok bu strateji ile ilgili adımları nasıl atacağımız da önemli. Zira marka kent olmak adına slogan kirliliği üretmiş olmak da maalesef çok sık rastlanan bir sonuç.

 

Kentsel kimlik, şehir ve çevresi arasındaki karşılıklı etkileşimden doğmuş bir ilişkisel kimliktir.

Bu kimlikte her zaman ilişki içinde olduğumuz çevre ilçelerin ve büyük şehirlerin etkisi yadsınamayacak kadar önemlidir.

 

Ekonominin rotası uluslar arası pazarda temel pazarlama trendleri tarafından değiştirilebiliyor. Satın alma ve tüketim üzerine kurulan bir medeniyetin içerisinde var olmaya çalışmak bir şekilde bu kentsel kimliğin canlı tutulmasıyla da ilgili

 

Yeniçağın temel öznesi olan müşteri odaklılık felsefesi kentler için de önemli bir değer oluşturuyor, içeriside huzurlu yaşayamadığımız ve temel ihtiyaçlarınızı karşılayamadığınız bir kenti pazarlama olanağınız maalesef kalmıyor. Ve çevrenin size bakışı uzun yıllar değişmeyecek bir değer olarak kentlerin itibarını oluşturuyor.

 

Daha önce de birkaç yazımda alıntılamıştım. İbn-i Haldun’a göre toplumların üç aşaması vardır. Birinci aşaması göçebelik, sonraki aşama devlet kurarak yerleşikleşme ve son aşama da şehirleşmenin olduğu yerleşik hayata uyum sağlama aşamasıdır.  Tunus’lu âlim, ünlü eseri Mukaddime’de Şehirlerin ruhu olduğundan bahseder.

 

Şehrin sahip olduğu stratejik konum, pozitif ortak değerler ile marka kente dönüşebilir.

Bu ruhu ortaya çıkmak adına atılacak her adım önce şehrinize sonra da ondan oluşturacağınız markaya değer katacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>