Seçmen sizi asla kandırmaz

Cüneyt Çabuk

Gözünü Ak Parti iktidarı ile açan gençler için şu aralar milletçe yaşadıklarımız içinden çıkılmaz bir durum olsa gerek. Koalisyonu, büyük krizleri, terörü artık yeni kuşaklar da yakından yaşama şansını yakaladı. İyi mi oldu bilemiyorum ama bu kriz ortamının çok daha büyüklerini, terörün çok daha can yakanını ve 90’ların tüm acılarını içine çekmiş kimselerin artık o dönemde neler yaşadığını anlama şansları var.

İşte böyle oluyor Türkiye’nin krizleri, koalisyon arayışları vb..

Neyse ki önümüzde bir şans daha var gibi duruyor. Erken genel seçim yoksa tekrar seçim mi demeli buna. Nereden bakarsanız bakın tek başına iktidara gelme şansı olan Ak Parti’ye verilecek en net şans. Bu seçim sonuçları da 7 Haziran gibi olursa uzunca bir süre krizin gerçekte ne demek olduğunu çok daha yakından anlama şansımız olacak.

Genç ya da yaşlı tüm kesimler koalisyon arayışlarında tüm siyasi partilerin performansını gördü. Gerçekten çok ciddi bir deneyim. Seçmenin tutarlı olma adına oy verdiği partiyi değiştirmeme yönünde bir eğilimiyle karşılaşacak olursak sonuçlarına toplumsal anlamda katlanmak zorunda kalacağız.

Tabi ki milli iradenin takdiri her şeyin üzerindedir. Kimseye neden bana oy vermedin denilmez esas sorulması gereken soru özellikle Ak Parti için ben neden eski seçimlerdeki performansımı tekrarlayamıyorum sorusudur. Umarın geçen iki ayda partinin yetkili kurullarınca bu detay masaya yatırılmış ve sonucu alınmıştır.

Bu iktidar sorumluluğu olan bir siyasi parti için elzemdir de aslında. Bakınız Mhp’ye günlerdir tüm kesimlerden ciddi eleştiri alan Devlet Bahçeli’nin tutumuna. Zerre kadar sorumluluk görebiliyor musunuz? Bu gerektiğinde şahin olan bağırırken sesi kesilen sert mizaçlı genel başkan için terörün geldiği noktanın seçimle işbaşına gelmiş ve meşru Cumhurbaşkanının frenlenmesinden ya da kendi tabirleri ile söyleyelim anayasal sınırlarına çekilmesinden daha mı önemli sanıyorsunuz.

Paralel kadronun argümanları dört bir yanını sarmış gibi duruyor Bahçeli’nin.

Dünya çok değişti. Yeni iletişim çağı temel argümanları ne olursa olsun değişmeyen önemli değerlerin başında ise samimiyet ve tutarlılık geliyor.

Siz en azından siyasal iletişim anlamında tutarlı bir performans sergilemeniz gerektiğini bilmiyorsanız mesela bedelli askerlik için alternatif öneriler verip ardından da bedelli askerlik yapanları geri çağıracağınızı ve uzun dönem askerlik yaptıracağınızı söyleyiverirsiniz.

Sonra da bu parti neden hep muhalefette kalıyor?

Hem sonra ne oldu Chp’nin “Merkez Türkiye” Projesine ekonomiye takla, memlekete de çağ atlatacak modern “köy kent” projesi vardı ya hani? Yoksa daha kolay yoldan kahramanlık peşine düşüp memura, amire, emekliye zam mazot bir TL pozlarına mı büründü koskoca cumhuriyetin kurucu partisi.

Siyaset zor iş, büyük konuşmamak gerek, dikkatli olmak gerek en önemlisi de seçmenler size anlamsızca bakarken bile samimiyetiniz noktasında bir fikre sahip oluyorlar bunun farkında olmak demek.

Ne diyelim. Bence siyasi iletişimde en büyük açmaz belirsizlik ortamıdır. Karamsar tablolar kararsız ya da siyasetsiz seçmeni ciddi manada etkiler. Eğer ciddi bir sistemde siyaset üretmeye devam edecekseniz öncelikle her kriz ortamına hazır olmanız gerekir. Ya da krizleri nasıl yöneteceğinize dair bir alet çantanız olmalı.

Koalisyon görüşmelerinde Ak Parti’nin elinden gelen her şeyi yaptığını tüm formülleri denediğini ülkeyi hükümetsiz bırakmamak için türlü fedakârlıklar yaptığını biliyor muyuz mesela? Yoksa bunlar tam bir yanılsama mı? Yoksa koskoca iktidar partisi hem de bu ülkeyi karanlıklardan çıkaran ve neredeyse doğduğu gün iktidar olan siyasi parti gündem yönetimi yapmakta ve krizleri yönetmekte zorlanıyor mu?

Önümüzdeki seçimde ne olacak? Ya sonuçlar değişmez de seçmende artık koalisyonlarla yönetileceğimize dair bir algı hâsıl olursa, bu özellikle ekonominin psikolojik atmosferini nasıl etkiler?

Neyse umalım da kargaşa olmasın.

Ak Parti bu ateş çemberinden nasıl geçer sorusunun tam olarak yanıt bulduğunu sanmam ama yine de birkaç önerim olacak. Öncelikle her zaman üzerinde durduğum bir detayı belirtmek isterim. İyi bir seçim kampanyası hiçbir zaman kötü bir adaya seçim kazandıramaz. Ama kötü bir seçim kampanyası iyi bir adaya seçimi kaybettirebilir. ‪(‎Séguéla) bu da demek oluyor ki maça en azından eşit başlamak için “iyi adaylara”ihtiyacınız var. 13 yıllık iktidar iyi aday nasıl seçilir sorusunu çoktan yanıtlamış olmalıydı ama maalesef bu sorunun samimi bir yanıt bulamadığı ve 13 yıllık tecrübenin ciddi hatalar yapmaya engel olmadığını da 7 Haziran’da deneyimlemiş olduk.

Bana kalırsa Ak Parti’nin en ciddi açmazı temayül sistemidir. İlçe yöneticilerinin aday belirlemede eğilimlerinin yoklanması anlamında temayül aslında demokrasinin bir gereğidir de ama maalesef manipülasyonlara da son derece açıktır. Türkiye’yi demokratik anlamda dönüştürdüğünü iddia eden siyasi partinin kendi teşkilatının temayül oylarını gizli kapaklı olarak sayıyor olması da ayrı bir garabettir kanımca. Bu sistem bir yandan da partinin tüm yükünü çeken gecesini gündüzüne katan teşkilat üyeleri ile dalga geçmekten beter bir sistemdir. Yani özetle Ak Parti kendi teşkilatına adaylarını sormakta sonuçlarını açıklamamakta ve dahi çıkan sonuçları da dikkate almamaktadır.

Bir siyasi partinin çöküşü kendi kitlesi sandığa götürememekle o kitleden oy alamamakla başlar.

Bu tarz bir sisteminde devam etmesi durumunda mantıklı olan tüm üyelerin oyları ile seçilecek adayların en azından ilk ikisinin seçilecek noktalardan aday yapılmasıdır. Bir siyasi parti ancak bu şekilde kendi kitlesi ile barış halinde siyaset üretebilir.

‪Bugün geldiğimiz noktada; siyasiler için yeni bir devir, kitlesel mesajlardan karşılıklı iletişime, kof slogandan diyaloğa, propagandadan iknaya, daha da önemlisi medya manipülasyonundan anlama odaklı ilişkiye bir evrim söz konusu. Doğrusunu söylemek gerekirse seçmen hiçbir dönemde bu kadar güçlü olmamıştı.

Her konuda olduğu gibi sahada neler olup bittiğini de yine klasik bir yöntemle yani anket çalışmaları ile öğrenmeye devam edipte sonuçları hiç ciddiye almamanın karşılığı ise iki seçimde iki vekil kaybetmek olsa gerek. Birkaç kez yazmıştım saha araştırmaları bir nevi navigasyon aletleridir. Hangi istikamete gitmeniz gerektiğini ve eğer doğru okuyabilirseniz yakın gelecekte karşılaşmanız muhtemel sorunları görme şansınız olur. Tabi ki en basitinden seçmeninizin hangi adayı istediğini de görebilirsiniz. Ama bu sonucu görüpte kulak ardı ediyorsanız sonuçlarına katlanırsınız. Sonuç itibari ile kendi seçmeniniz ya da size oy vermesi muhtemel ortadaki seçmen hangi adayı istediğini ya da hangi aday gelirse size oy vereceğini bir çırpıda söyleyiverir. En nihayetinde anket sonuçlarını görüp sonuçları sahaya uyarlamamak açıkça seçmenle kavga etmektir. Özellikle yerel bazda bunun çok örneklerini gördük.

Seçmen asla yalan söylemez, asla sizi kandırmaz. Bir yanılsama durumu varsa siz seçmeni anlamadığınız içindir.

Öyleyse seçmeni anlayacaksınız. Zaten bundan daha önemli bir işiniz de yok.

Stk başkanları ve üyelerinin eğilimlerinin ölçüldüğü seçimler ciddi anlamda çok başarılı bir fikirdi. Bu fikre ve uygulama şekline destek vermemek elde değil ama maalesef yine sonuçlar kapalı kapılar ardında kaldı ve iktidar partisi bu kez de Stk’ları ciddiye alıyormuş gibi yaptı.

Neyse çok uzatmayalım. Yani ciddi oranda oy kayıplarını tabi ki tek bir sebebe bağlayamayız. Ama iktidar olmak iktidarda kalmak kadar arkanızdaki kitleye ve tüm ülkeye olan sorumluluğunuzu da yetine getirmek demek.

Yerine getirdiğiniz sürece de iktidar kalırsınız.

Önümüzde bir tekrar seçim var, bu seferki sonuçlar özellikle sadece Ak Parti’nin değil tüm Türkiye’nin katlanacağı sonuçlar olacak son iki ayı dikkate alırsan sanırım daha net anlayabiliriz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>